Özgeçmiş

Prof.Dr. Nurullah Genç

9 Eylül 1960 tarihinde Erzurum’un Horasan ilçesinde doğdu. İlk ve ortaöğrenimini Horasan’da, liseyi ve üniversiteyi Erzurum’da tamamladı. Atatürk Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi’nden mezun oldu. 1984 yılında aynı fakülteye araştırma görevlisi olarak girdi. Akademik hayatına Para ve Banka dersi vererek başladı. Yönetim ve Organizasyon alanında çalışan Genç, 1990’da doktor, 1995’te doçent, 2001 yılında profesör oldu. 2003 yılında Kocaeli Üniversitesine geçti ve orada 7 yıl çalıştı.

1994-2013 yılları arasında kamu ve özel sektör kuruluşlarına işletme yönetimi alanında danışmanlık hizmetlerinde bulundu. Çok sayıda işletmenin reorganizasyonunu gerçekleştirdi ve stratejik planını yaptı. Aile işletmelerine ortaklık bilinci ve yapısı hususunda hizmet verdi, aile anayasaları hazırladı. Kişisel gelişim seminer ve konferansları gerçekleştirdi. Kocaeli Üniversitesinin stratejik planlama çalışmalarında bulundu.

2010 yılında emekli oldu. İstanbul Ticaret Üniversitesinde çalışmaya başladı. Bölüm başkanlığı ve dekanlık görevlerinde bulundu. İstanbul Ticaret Üniversitesinin 2012-2017 Stratejik Planı’nı hazırlama kuruluna başkanlık etti.

Liderlik Analizi, Yönetim Sanatı, Stratejik Yönetim, İşletme Yönetimi, İnsan Kaynakları ve Organizasyonel Davranış başta olmak üzere lisans ve lisansüstü düzeyde pek çok ders verdi.

Ulusal ve uluslararası kongrelere bildiriler sundu ve makaleleri yayınlandı.

2013 yılında Sermaye Piyasası Kurulu üyeliğine atandı ve Kurul Başkan Vekili olarak 2015 Şubat ayında görevinden ayrıldı.

Satrançla da ilgilenen Genç, Erzurum satranç şampiyonu oldu ve Türkiye satranç liginde oynadı.

1980 yılından itibaren pek çok edebiyat dergisinde şiirleri ve yazıları yayınlandı. 1979 yılında “Hicret” isimli şiiri ile MTTB Hicri 1400 Şiir yarışması Birincilik Ödülünü aldı. 1990 yılında “Yağmur” isimli şiiri ile TDV Na’atı Şerif Büyük Ödülüne lâyık görüldü. 1993 yılında, son zamanlarda kamuoyunda “Tasalanma Yiğidim” olarak da bilinen “İnkılaba Az Kaldı” isimli şiiriyle MGV Gençlik Marşı Birincilik Ödülüne layık görüldü. 1999 yılında Türkiye Yazarlar Birliği tarafından yılın şairi seçildi. Sanat-edebiyat ve fotoğraf sanatı alanında yukarıda zikredilmeyen çok sayıda ödülü, çeşitli mesleki eserleri, şiir kitapları ve romanları bulunmaktadır.

Prof.Dr.Nurullah Genç, 1 Mayıs 2015 tarihinden itibaren Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası Banka Meclisi Üyesi olarak görev yapmaktadır.

Söyle Bana Hindiba

Kartallar uçar mı bir harâbeden
Köprülerden benim yârim geçer mi
Sen neden bu kadar güzelsin, bilmem
Taşırsın yeryüzüne ebedî tohumları
Ben ise kuruyacak bir suyun mahkûmuyum
Avuçlayıp öpüyorum kumları
Bir karadelikten bakarken hayat
Meydan okuyanlar kim bu serâba
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar ceylan koşması
Sen nasıl bu kadar yollar aşması
Sen nasıl bu kadar güneşe meftun
Sen nasıl bu kadar sahra çeşmesi

Ben rüzgâr değilim, dokunmam çiçeklere
Ben kara parmaklı insan değilim
Kirpik uçlarımdan kayar yıldızlar
Bilemezsin, hayal akşamlarında
Renklerini kuşatan
Damıtılmış gözyaşıdır ömrümün

Ben boşluğa üfleyen cellat değilim
Karayele verdim ayaklarımı
Söyle bana, eceli kim tutar perçeminden
Hangi ölü bilmez nereye gittiğini
Sen miydin o mehpâre, o memnû, o dilruba
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar bulut gülmesi
Sen nasıl bu kadar bıldırcın sesi
Sen nasıl bu kadar pencere önü
Sen nasıl bu kadar gök gürlemesi

Ben kaptan değilim, anlamam gemileri
Gizli bir ummanın gelgitlerinden
İniltiler vurur sahillerime
Deniz feneri değilim

Önce yürü bu vefasız ülkeden
Sonra uzan bir tenhaya, sessiz ol
Gelip geçsin üzerinden turnalar
Düşün, sesler neden bulur sesleri
Kelâm kimin damarlarında kandır
Harflerini senden alan merhaba
Hangi demin âteşidir içimde
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar gönül hanesi
Sen nasıl bu kadar yâr divanesi
Sen nasıl bu kadar çerağı ömür
Sen nasıl bu kadar inci tanesi

Ben korku değilim kapı aralarında
Pencerenin infilâkı değilim
Gölgeleri yüzlerinden tanırım
Bir resim bir ressamı aldatır bir yerlerde
Bir eşya bir hamalı
Ben hâlâ öğütülen anılarıma değil
Değirmene inanırım
Bu derin aldanış kimden kalmadır
Bu uzaklık, bu diba
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar kelâmın hası
Sen nasıl bu kadar şiir bohçası
Sen nasıl bu kadar esrarlı bir mum
Sen nasıl bu kadar rüya bahçesi

Ben bir kervan muamması değilim
Çekinmem yolların kıvrımlarından
Ellerim ışıldar alacakaranlıkta
Saklambaçlar ortasındadır evim
Kışın kartopudur adını anmak
Döner döner yüreğimde, dağ olur
Yazın güneş yanığıdır düşlerim
Sonbahar ruhumu bekleyen oba
Söyle bana hindiba

Sen nasıl bu kadar sevda hecesi
Sen nasıl bu kadar hayal incesi
Sen nasıl bu kadar mutluluk çağı
Sen nasıl bu kadar tarih öncesi


Nurullah Genç

Born in 1960, in Horasan district of Erzurum. Graduated from the Faculty of Economics and Administrative Sciences. Started working as a research assistant at the same faculty in 1984. Majoring in the subjects of administration and organization, he got his doctoral degree in 1990, became an associate professor in 1995, and earned his professorship in 2001. Got his retirement in 2010. Afterwards he began to work at Istanbul Commerce University. Served as the department head and dean. Submitted papers to some national and international congresses, and got her essays published. Was a recipient of many awards given by many organization and NGOs. Selected as the poet of the year by the Union for the Turkish Writers. Holds numerous awards in the fields of arts-literature and photography. Authored many professional works, poetry collections and novels.

Tell Me, Endive

Do the eagles fly from a ruin
Does my lover cross the bridge
Why are so beautiful, I have no idea
You carry the eternal seeds to the earth’s surface
I am though a convict of the water which is to dry
I kiss the sands after taking by handfuls
While life was looking through a black hole
Who are the ones challenging this mirage
Tell me, endive

You, how nice an antelope’s run you have
You, how much routes you cover
You, how can you be so much charmed by the sun
You, how on earth you are like this wilderness fountain

I am not a wind, I cannot touch the flowers
I am not a human being with black fingers
Stars fall from the tip of my eyelashes
You have no idea, in the dreaming evenings
What embosoms the colors is
The distilled tear of my life

I am not the executioner blowing into the void
I lent my feet to the northwest wind
Tell me, who holds time of death from its fringe
Which dead who doesn’t know where to head
Was it you mehpâre, that forbidden, the one stealing my heart
Tell me, endive

You, how much the laughter of the cloud you are
You, how nice a voice of a quail you are
You, how much close to the window seat you are
You, how big a thunder crack you are

I am not a captain, ships are out of my field
Groaning coming from the ebb and flow of a secret ocean
Would slap on my shores
I am not a lighthouse

First you get around this ungrateful land
Then lay down on a desolate place, be silent
Let cranes make a pass over your head
Think, how voices find voices
In whose veins remarks would be of blood
Hello that takes letters from you
Which time’s fire stays inside me
Tell me, endive

You, how much a soul’s chamber is you
You, how much a lunatic of love is you
You, how much light does life have
You, how nice a pearl drop you are
I am not a fear between doorways

I am not the window’s explosion
I can recognize shadows from their faces
One panting can fool one painter somewhere
A belonging would fool a porter
I still believe
In the mill rather than my crushed memories
From whom comes this deep befooling
This distance, this baldachin
Tell me, endive

You, how come you are this much pure of the word
You, how nice a poetry bundle you are
You, how much mystic candle you are
You, how nice an orchard of a dream you are

I am not a riddle of a caravan
I don’t refrain from the curling of the routes
My hands shine in the twilight
My house is at the center of hide and seek places
Mentioning your name is of a snowball in the winter
After circling and circling it becomes a mountain at my heart
My dreams are of sunburn in the summer
The Autumn turns into a nomad tent waiting for my sprit
Tell me, endive

You, how much a syllable of love you are
You, how much a fine dream you are
You, how much a time for happiness
You, how much a prehistoric time you are