New to site?


Login

Lost password? (X)

Already have an account?


Signup

(X)

Festival Hakkında

VI. Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali 02-05 Mayıs 2018 tarihlerinde dört gün sürecek olan bir dizi edebi ve sanatsal etkinliği içermektedir. Festivale 16’sı yurt dışından olmak üzere 38 şair katılacaktır. Sultanbeyli Belediyesi 2012 yılında uluslararası bir organizasyon olarak başlatmış olduğu şiir festivalini gelenekselleştirerek her yıl yeni bir tema ile sürdürmüştür. Dünyanın dört bir yanından davet ettiği şairlerle şiirin etkisini kitlelere yaymış, heyecan uyandırmıştır.

“Türk Dünyası” alt başlığı ile gerçekleştirilecek olan VI. Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali’nin teması Modern Türk Şiiri olarak belirlenmiştir. Festivale katılacak olan şairler farklı coğrafyalarda bulunan Türk devletlerinden seçilerek şiir geleneğinin Türk topluluklarındaki önemi ve bugünü ifade edilecektir. Şairler modern Türk şiirinin farklı örneklerini sunacak, bunun yanı sıra akademik boyutuyla da şiir ele alınacaktır.

Şiir festivali kapsamında açılış ve kapanış programlarının yanı sıra özel etkinlikler ve şiir buluşmaları yer almaktadır. Bu etkinlikler, uluslararası ölçekte Türk şiirini gündeme taşıyacak, şiirin ruhunun canlı kalmasına katkı sağlayacaktır. Bunun yanı sıra İstanbulensis Şiir Festivali’nin yıllardır devam eden özgün uygulaması “Şairler Okullarda” etkinlikleri vesilesiyle genç nesil şiirle hemdem olacaktır. Okulların salonlarının şiir buluşmalarında kullanılmasıyla tüm öğrencilerin ve eğitimcilerin ilgisini şiire çekecektir.

VI. Uluslararası İstanbulensis Şiir Festivali Projesinin bir diğer özelliği ise toplumun tüm kesimlerine hitap edebiliyor olmasıdır. Seçilen tema gereği bürokrasiden medyaya, edebiyat camiasından sade vatandaşa tüm bireylerini kapsayıcı bir program tasarlanmıştır.

Türkiye’den ve dünyanın çeşitli ülkelerinden şairlerinin bir araya geleceği ve Sultanbeyli’yi dört gün boyunca ‘şiirin başkenti’ haline getirecek olan bir etkinlik şüphesiz ülkemiz sanat, edebiyat ve kültür birikimine önemli bir katkı sağlayacak ve sağlam izler bırakacaktır.

Günümüz toplumlarında medeniyetlerin birbirlerine üstünlüğü bahis konusu edildiğinde çoğunlukla teknik üstünlük akla gelmektedir. Elbette bu durum, sadece bugünün meselesi değildir. Medeniyetimizin son üç asrına şöyle kısaca bir baktığımızda teknik üstünlüğün her ne kadar o üstünlüğe sahip olanları baskın hale getirdiğini görebiliyorsak da o gücün etki altına aldığı medeniyetin kılcal damarlarına kadar sinmesi çoğunlukla edebi eserler vasıtasıyla olmuştur. Bu çerçeveden baktığımız zaman, edebi eserlerin, etki altındaki medeniyetlerin kurumlarını baştan sona değiştirme gücüne sahip olduğunu rahatlıkla görebiliriz. Tanzimat dönemi ve sonrasına baktığımız zaman, o dönemde coğrafyamızda ortaya çıkan “medeniyet krizi”nin, kendini asırlarca kendinden olan edebiyatla tanımlayan bir milletin, farklı bir kültür atmosferine geçişiyle ortaya çıktığını görürüz. Yahya Kemal’e; Türkler’in Viyana’ya kadar nasıl gittiği sorulduğunda, “ Kılıçla mı sanıyorsunuz. Bulgur pilavı yiyerek ve mesnevi okuyarak” cevabını vermesi ilginçtir. Kendini bu şekilde tanımlayan bir medeniyetin, kendinden olmayan eserlerin etkisi altına girmesi, elbette bir medeniyet krizi doğuracaktı. Burada bir diğer dikkat edilmesi gereken nokta da bu bir medeniyetin kendini Mesnevi okumakla tanımlamasıdır ki bu mesnevi gidilen yerlerde de o kültürün tanınmasına büyük katkılar yapmıştır.

Kültürleri tanımanın pek çok yolu vardır. Fakat bunlar içinde edebi eserler, ait olduğu kültürel atmosferin zihniyet yapısını doğrudan başka milletlere tanıtırlar. Kültürü içten kavrayan bu eserlerin, o kültürel atmosferdeki insan düşünüşüne dair doğrudan bilgiler verdiği hepimizin malumudur.

Toplumlar kendi yaşam biçimlerine, meseleleri algılama şekillerine dair hususiyetleri edebi eserler aracılığıyla başka toplumlara ulaştırırlar. Öyle ki bugün baktığımızda Rus Edebiyatındaki eserlerin, bir Dostoyevski’nin, Puşkin’in, Çehov’un Tolstoy’un ve daha birçok yazarın Rus insanının dünyaya bakışına dair veriler sunduklarını görürüz. Daha kestirme şekilde olaya yaklaşacak olursa Rusya’yı inşa edenlerin bu yazarlar olduğunu veya da Rusya’nın dışa açılan penceresinin doğrudan doğruya bu yazarlarla aralandığını söyleyebiliriz. Rus toplumundan önce bu yazarlar gelmektedir. Rusya bir devlet olarak bir gün milletler sathından silinse bile Dostoyevski gibi bir yazarı sayesinde bilinirliğini sürdürecektir. Homeros’un Antik Yunan’dan günümüze Yunan medeniyetini ayakta tutan bir isim olması da buna bağlanabilir. Bahsettiğimiz bu isimler, varlıklarıyla ve eserleriyle kendilerinin kalıcılığını sağladıkları gibi ait oldukları medeniyetlerin de kalıcılığına büyük katkılar yapmışlardır. Ne yazık ki bu durum bizim için tam anlamıyla geçerli olmamıştır. Bunun nedenlerini şu an tartışacak değiliz ama dünyanın bir Yunus Emre’yi tanıması bizim için çok şeyi değiştirebilirdi. Yunus Emre’nin, Fuzuli’nin, Baki’nin dünya milletleri sahnesinde tanınırlığını sağladığımız sürece, medeniyetimizin etkisini artıracağını söyleyebiliriz.

Netice itibariyle edebiyat ve sanat bunların alt dallarında ortaya konan eserler, bu eserleri ortaya koyan sanatkarlar içinde bulundukları toplumun temel sorunlarına ışık tutmakla birlikte, yaşanan sorunlara ve çatışmalara da eserleri ile çözüm arayışını da yansıtabilirler. Bu vesile ile roman, şiir, müzik, zaman, mekan, insanlar ölümsüzleşir ve kendisini üreten milletle birlikte anılır. Projemiz vasıtasıyla şiir ve İstanbul, Sultanbeyli ve Şiir gibi kavramları şairlerimiz, genç şairlerimiz, edebiyat ve şiir severler, konuk ülke şairleri, edebiyatçıları ve ortaya koydukları ortak ruh ile ölümsüzleştirmek ve tarihe uluslararası düzeyde önemli bir not düşmek amaçlanmaktadır.

Şiir bir milletin en kurucu unsurlarından biridir. İstanbulensis Şiir Festivali yıllardır düzenlemiş olduğu uluslararası festivallerde kadim dönemlerden beri önemini ve etkileyiciliğini hiç yitirmeyen şiirin bu boyutuyla seslendirildiği bir bağlam oluşturmuştur. Her yıl belirlemiş olduğu temalar ile dünya sahnesinde yerini ve duruşunu ifade etmiştir.