New to site?


Login

Lost password? (X)

Already have an account?


Signup

(X)

[Bahtiyar Aslan]

09
Nis 2016

Bahtiyar Aslan

bahtiyar

1971 Kahramanmaraş doğumlu. Fırat Üniversitesi Fen – Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünü bitirdi (1994). Aynı yıl Muğla Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde Araştırma Görevlisi olarak çalışmaya başladı. Yeni Türk Edebiyatı Ana Bilim Dalında, “Sezai Karakoç’un Şiirlerinde Kadın ve Aşk Olgusu” adlı teziyle yüksek lisansını, (1998); “Cumhuriyet Dönemi Roman Kahramanlarında Kültürel Bocalama” başlıklı teziyle Doktorasını tamamladı (2009). Halen İstanbul Kültür Üniversitesi fen-Edebiyat Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümünde öğretim üyesidir. Türk Edebiyatı, Yedi İklim, Türk Dili, Dil ve Edebiyat, Bizim Külliye, Dergâh, Yom Sanat, Nilüfer, gibi dergilerde makale, şiir, öykü, röportaj ve denemeleri yayımlandı. Eserleri: Su (Şiir) 2004; Kalaycının Dediği (Şiir) 2015; Sessiz Hikâyeler-Kentin Haberi Yok (Hikâye) 2012; Sessiz Hikâyeler-Cennetin Son Saatleri (Hikâye) 2015; Günebakan-Yeni Türk Edebiyatı Değerlendirmeleri 2012; Muhan Bali’ye Mektuplar (Araştırma-İnceleme) 2015.

Tecelli

canımın ocağa düştüğü yerde bir ağaç
bir ağaç filizlenir diye oturup bekliyordum
siz bana “gel” dediniz orada ay vardı
çocuklarının gözlerine arpacık için sarımsak süren kadınlar
ruhtan yalnızca onlar anlıyorlardı
onlardan geçerek geldim dedim ya ay vardı orada

orada saçlarını toplayarak yatan ölülerin haberi dolaşıyordu
kubbelerin bir su damlası gibi sessiz sessiz uğuldadığı
bize meleklerine ateşi söndürmeyi emreden
tanrıyı anlatır gibi uzattınız elinizi
orada ölüme aşı yapan rençberler içinde gezinip durdum günlerce
bir tazı gibi koşan ayrılığı geçtim bir hamlede
elmaların içine saklanmış şeytanı
kanımla bilediğim bıçakla doğradım

ayın üstüne kan damlayacak sandımdı irkilerek gölgemden
kapkara taşları ruhumla boyayarak yol yaptımdı
oysa dudaklarınızdan uçan mercan kuşu
-daha önce görülmemiş miydi-
konacak dal ararken bulmuştu yüreğimin en titrek yaprağını
içimden insan fışkırıyordu hançeri nereme vursam
ve sizin bunda parmağınız vardı bir de gözleriniz

kurşun bir koku gibi sokuluyor dağlarda beklerken
alıp götürmesinler diye geceyi
ikimiz bir çıkrığın sesiyle ağlarken avluyu
kaç kere dolaşıyor aynı rüzgâr
ileride kubbelerin altında dünyayı omuzlarının üstünden seyredenlerin
gözlerinin toprak olmadığını söyleyin bana
toprağı ve kurşunu eriten gözlerinizin hatırı için

ölümle hafifliyor insan bunu toprağı dinleyerek öğrendim
çiçekler renginden yıkanırken hafifliyor
yaşadıkça bir kanat dileyin tanrıdan bizim için
yaşamak ağır ağır geliyor yaşamak ağır geliyor

aşk aşığın olmadığı yerde de vardır
toprağa çizerken kalbimin haritasını bir ağaç dalıyla
bunu böylece söyledinizdi
köpüklerin ışığının nasıl toplanacağını talim ediyorduk saçlarınızla
ben yalnız ölümü talim etmek istiyordum gözlerinizin önünde
ölümü sizin gözlerinizle görmek için

alçıdan günahlar işledik alçıdan ve kireçten
hiç kimsenin inancı geçemedi kendi putunu
biz geldik ve kapında çöl develeri gibi yorgun duruverdik
gölgemizin duvarları kana boyadığı bir vakitti
taşların kırılan yerlerinden güvercinler fışkırıyordu gömgök

canımın ocağa düştüğü yerde bir ağaç filizleniyordu

 

Etiketler:

    Benzer Yazılar
    Yorum yap

    Yorum yap